GEREDE’DE YAŞAMAK
Eylül’ün onunda Gerede’ye kış çoktan gelmişti. Bolu’nun yüksek dağlarında Gerede ilçesinde tek başına hayatını kazanmak, eğitimini tamamlamak uğruna zorlu yaşamak katlanmak zorundaydı Orhan. En zor olanı da Gerede’de öğrenci olmaktı. Ve dahası aşırı soğuğa ve yalnızlığa katlanmakta zorlanıyordu Orhan. Bir türlü alışamamıştı yöre halkına ve bölgenin yaşam şartlarına.
Alışamamıştı. Fakat mecburdu burada yaşamaya, geleceğini kazanmak adına içinde bulunduğu zor şartlara katlanmaya. Yinede mutluydu. Mutlu olmasını biliyor yada kendisini mutlu edecek oyunlar bulmaya çalışıyordu. Ne kadar ısınamamış olsada yaşadığı Gerede’ye yinede kendisine göre küçük bir yaşam kurmuştu orda.
Küçük bir odası vardı. Kolay olmuyordu ısınması fakat yorganın altında ancak ders çalışabiliyordu. Gece geç saatte okuldan geliyor sobayı yakmaya çalışıyor yemek hazırlığına girişiyor zor zahmet hazırladığı tarhana çorbasının içini ısıtması umuyordu. 5 dakikada hemen soğuyan çorbayı üşütmeden içip hemen ders çalışmaya başlıyordu. Gerede’nin soğuğuna karşı mücadele ederek. O küçük odasında bulunan soba sönmeden gün içinde gördüğü dersleri tekrar etmek istiyordu fakat Gerede soğuktu zor zahmet yarım saatte yaktığı soba hemen sönüyor ve bir daha vakit kaybetmemek için onu yakmaya çalışmıyor hemen yorganın altına saklanıyordu. Güzel bir alışkanlığı vardı yatmadan önce mutlaka bir satırda olsa kitap okumalıydı. Okumadan yattığında o gece rahat uyuyamıyor kendisinde bir eksiklik hissediyordu. Gecenin bir yarısında uyanıp o kitabı okuduktan sonra ancak rahat bir uykuya dalıyordu. Evde bir tek arkadaşı vardı. Onunla konuşuyor, onunla dertleşiyordu. O onun Aşkıydı. Adına Aşkım koymuştu onun. O bir arkadaşı tarafından hediye edilmiş ve çok sevmişti ona o soğuk Gerede gecelerinde Aşkım yanından bir an olsun ayrılmıyor onu ısıtıyordu.
Orhan aslında çok uysal, mütevazı, biraz çekingen, saygın kişiliği olan dürüst bir insandı. Okul ile ev arasında geçen Gerede yaşamı boyunca hiçbir kimseyle kötü bir diyalogu olmamıştı. Çevresinde pek tanınmayan, dışarı pek fazla açılmayan bir insan olmasına rağmen beyefendi kişiliğiyle sınıfta, okulda ve mahallede sevilen saygı duyulan bir insandı.
O mahalle için bir yabancıydı tabi mahallede ona. Fakat yeni mahallesine alışması, kendini kabul ettirmesi zor olmadı. Öncelikle kendini sevdirdi. Yaşadığı mahalle biraz muhafazakârdı. Mahallede genelde yaşlı insanlar vardı. Tahminine göre büyük bir kısmı emekli, bir kısmı başka gelirleri olmayan insanlardı. Hepside namazında niyazında olan insanlardı. Vakit namazlarını dahi camide kılıyorlar, boş zamanlarında toplanıp mahallenin bir köşesinde oturuyorlar sohbet ediyorlardı. Hepsi bir arda oluyordu mahallelinin. Tıpkı liseli çocuklar gibi. Merak edenler soruyorlardı. Sen Apaydın’lardanmısın diye. Sadece Orhan’la konuşmak için. Çünkü onu tanımıyorlar, merak ediyorlardı. Hakkında bilgi sahibi değillerdi. Sen kimsin, öğrenci misin, nerelisin, nerde oturuyorsun gibi sorular soruyorlardı.
Mahallenin kadınları da aynı erkekleri gibiydi. Boş zamanlarında bir araya gelip, bir köşede oturup sohbet ediyorlardı. Ya da bir kısmı ayak üstü konuşuyorlardı. Yine bir sabah , Orhan evden çıkmış okuluna gidiyordu. Kapının önünde konuşan kadınlar burada oturan öğrenci sen misin, nerelisin, tek mi kalıyorsun, annen gelecek mi, zor olmuyor mu, ne kadar kira veriyorsun gibi sorular soruyorlardı.
Mahalle şehir merkezine biraz uzakta kalıyordu. Şehir merkezi ile Dayıoğlu mahallesini D100 Karayolu ayırıyordu. Alışveriş yapılabilecek iki tane bakkalı ve bir tane bisküvitçisi vardı mahallenin, onun haricinde ne bir kahvesi, ne bir manavı nede başka bir şeyi vardı. Bir okul, bir cami ve iki bakkaldan ibaretti sosyal yaşam o mahallede birde tutulan köşe başlarından.
Şimdi oturduğu evi zor zahmet bulmuş, Gerede koşullarına göre biraz fazla olan ev sahibinin şartlarını kabül etmiş ve eve yerleşmişti. O an için kabül etmek zorundaydı. Çünkü Gerede’ye geldiği ilk günden beri ev aramış ama bulamamıştı ve artık yurt çok sıkıcı geliyordu ona. Hem daha öncede 4 yıl yurtta kalmıştı hem de yurtta yemek çıkmıyordu. Onu için çarşıya gitmeliydi. Çay içmek istese dört kat aşağı inmeli ve çayını kantinde içmeliydi. Odasına ne yiyecek nede içecek çıkarabiliyordu. Bu ramazan ayında büyük problem oluyordu. Daha ramazan ayının ilk günleriydi Ramazan ayı için geçici olarak sahur yemeği çıkardılar fakat bir keresinde sahurda çıkan tavuktan zehirlenmişti. Ayrıca yurt beklediği kadar temiz olmuyordu. On kişilik bir odada kalıyordu. Gece öğreniminde okuyordu. Okuldan saat onbir de çıkıyor, yarım saat yürüdükten sonra ancak yurda gelebiliyordu. Gece aç kalmaması için üstünü değiştirmeden kantine inmek zorundaydı, yemek yiyebilmesi için yarım saati kalıyordu çünkü kantin saat on ikide kapanıyordu ve kalabalık oluyordu on beş dakika yemek sırası bekliyordu bunun nedeni de yaklaşık olarak altmış kişi birden sıraya giriyordu. Bazen ekmek kalmadığı dahi oluyordu. Ekmek kalmadığı için dolayısıyla aç kalıyordu. Ve yatmak için hazırlanması, biraz kitap okuması saat bir buçuk sularını buluyordu. yatıp uyuması ise saat ikiyi. Arkadaşlarıyla biraz sohbet edecek olsa saat üçü, dördü buluyordu. Sabah adeta koğuş kalk sesleri ile uyanıyordu. Müdür yardımcısı; diğer –en az iki- memurla birlikte odaları dolaşıyor, yatanları saat dokuzda kaldırıyorlardı. Kaldırmadan gitmiyorlardı. Bu sıkıntılardan kurtulmak için eve çıkmak zorunda olduğunu hissediyordu.
Yeni evi hoşuna gitmişti Orhan’ın. Apartman bir aile apartmanıydı. Ve güvenliydi. Bahçesi çevrilmiş. Eve girebilmek için iki kapıdan geçilmesi gerekiyordu. Mahallesinde büyükbaş hayvancılık ve kümes hayvancılığı yapılıyordu. Kümes hayvancılığının başını da kazlar çekiyordu. Her ailenin mutlaka az sayıda da olsa kazı bulunuyordu. Kazların göz renginin mavi olduğunu ve hep merak ettiği kazların cinsiyetinin nasıl anlaşıldığı konusundaki merakını gidermişti sorup öğrenerek, tespit etmiş ve sosyal varlıklar olduğunu anlamış, onlarda arılar kovanlarına nasıl yabancı bir arı almıyorsa aralarına yabancı bir kaz almıyor ve hepsi birden kovalamaya başlıyordu. Kazların içgüdüsel olarak kafalarını farklı bir şekilde uzatıp savunma amaçlı kullandıklarınıda görmüştü fakat en ufak bir harekette kaçıyorlardı. Oturduğu mahallede yüksek okulda okuyan tek yabancı öğrenciydi..
. Oturduğu mahallede, özellikle oturduğu evinin salonunun karşısındaki Akasya Sokak’ta bulunan evlerin hepsinin bahçesinde bulunan meyve ağaçları dikkatini çok çekiyor, ağzının suyu akıyordu. Özellikle armut ağaçları bulunuyordu bahçelerde.sonra elma ve erik ağaçları takip ediyordu.
Dışarıda yemek yemeyi fazla seven bir insan değildi. Kendi kendine ve sevdiklerine yemek yapmayı seviyordu. Sonuç itibariyle özetle Orhan’ın melek gibi bir ruhu vardı. Herkes çok severdi keratayı. Bir başka yaşanmış gerçek hayat hikayelerinde görüşünceye kadar esen kalın. Ha sakın unutmayın bir gün sizi de kaleme alabiliriz. Çünkü gözümüz üzerinizde, biz sizi takip ediyoruz.